22 Nisan 2018 Pazar

GELİN HEP BİRLİKTE ÇOCUK OLALIM





En güzel hayalleri kuran, hiç bir şeyi hesaplamadan içinden geldiği gibi davranan, iki dakikada neyi küstüğünü hatırlamayan, yaşını büyüten, büyüyüp de küçülmüş edalarda bulunan, bir öpücüğü ve sarılışı ile bize dünyaları veren, yaşam enerjimiz çocuklar...

Çocuklar anlaşılmak, sevilmek, birlikte oyun oynamak  isterler.  
Büyüdükleri zamanda, geçirdikleri bu güzel anları ve bunu paylaşan kişileri  çok net hatırlarlar. Paylaşmayanları da hatırladıkları gibi...

Çocukluğumuzda eksik kalan duygular, istekler ve hayal kırıklıkları geleceğimizin temelinde büyük etkiler oluşturmaktadır. Bu nedenle, çocukları sevelim. Onları anlayalım ve kaliteli zamanlar geçirelim.

Atatürk ün çocuklara armağan ettiği bu güzel bayramda, çocuklarla en güzel oyunları oynayalım, onlarla birlikte en güzel hayalleri kurup, coşkularını yaşayalım.
Gelin hep birlikte çocuk olalım...



Sevgilerimle
Nurcan EKİZ

Nisan'2018



19 Mart 2018 Pazartesi

YENİ BAŞLANGIÇLARA











"Kimse geçmişe gidip, yeni bir başlangıç yapamaz ama, herhangi biri şimdiden başlayarak yepyeni bir son gerçekleştirebilir."
C. Bard

"İşimi sevmiyorum, sevdiğim bir işi yapmak istiyorum. Bunca yıllık tazminatımı bırakıp, bir yere gidemem.Bu saatten sonra hangi işi yapabilirim? Beni kim alır?

Bu şehirden gitmek istiyorum. Emekli olunca gideceğim, çocuklar büyüsün, biraz daha para kazanayım..

Evliliğim çok kötü gidiyor, ayrılmak istiyorum. Çocuk var, el alem ne der? Yalnız başıma ne yaparım?.."

Hepimiz hayatımızda yeni başlangıçlar yapmak için hayaller kurar, kararlar alır, sözler veririz. Kendimizde yeterli cesareti bulamadığımızda belki de doğru zaman şimdi değildir diye düşünerek, erteler dururuz. 

Eğer işler yolunda gitmiyorsa/gitmeyecekse kaçınılmaz sonu beklemenin alemi var mıdır?
Her yeni başlangıçta start noktamız ne olursa olsun, bir öncekine göre avantajlı olacağız.

Korkunun ecele faydası yok ise;
iki yıl sonra, beş gün sonra, emekli olacağım zaman..  Görüp/göremeyeceğim zamanı bilemeyen ben, üzerime düşen sorumluluğu alarak, yeni başlangıçlara diyorum..



Sevgilerimle
Nurcan EKİZ

Mart'2018




18 Haziran 2014 Çarşamba

OYSTER




"Oyster Residence" Ölü Deniz kumsalına sıfır, Türkiye de ki butik oteller arasında gidip görmenizi tavsiye edebileceğim nezih bir tesis. 

Oyster'e ayak bastığınız anda sizi karşılayanlar; güler yüzlü ekibi, limon ve zeytin ağaçları, rengarenk çiçekleri, mütevazi sahipleri, leziz yemekleri,bahçe içerisindeki havuzu, özenle hazırlanmış odaları.. sizleri tüm güzelliği ile karşılıyor.

Oda fiyatları butik otel tarifesi. Verdiğiniz her kuruşun karşılığını sonuna kadar alabileceğinizden emin olabilirsiniz. On dört yaşın altında çocuk kabul edilmediğini şimdiden belirtmek isterim.
 
Bu arada, mutlaka Muzo'nun spesiyallerinden birini deneyin. Bayılacaksınız. Yemeklerinin hepsine, sevgisini ve ellinin lezzetini kattığını anlayacaksınız.

Bu yazın programına henüz karar vermediyseniz, Oyster'i kesinlikle düşünün derim.

Keyifli ve güzel bir yaz geçirmeniz dileklerimle.

Sevgilerimle

Nurcan EKİZ
Haziran'14



28 Kasım 2013 Perşembe

KARAKÖYÜM



Karaköy de Bankalar Hanı´ın  teras katında; bir tarafınızda  Galata Kulesi, diğer tarafınızda Topkapı 
Sarayı, Boğaziçi Köprüsü ve Haliç manzaralı bu güzel mekan. Üç bir tarafı camla çevrili  terasta, pencere kenarlarını süsleyen renkli orkideler içinizi aydınlatıyor. 

Öğle yemeği için tercih ediyorsanız, günün menüsünü ya da farklı bir çok lezzetten birini seçebilirsiniz. Yemekleri her daim taze ve oldukça lezzetli. Benim buradaki  favorim  ´´Dürüm Köfte.´´ yufkaya sarılarak kızartılmış çıtır köftelerin yanında, domates sosu ve yoğurtla servis ediliyor. Üzerine  gayet hafif hazırlanmış tatlılardan biri ile kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Manzara eşliğinde doyumsuz bir keyif.

 
Ben henüz denemedim ama, akşam yemeğini canlı müzik eşliğinde yiyebiliyorsunuz. İş yemeklerinizi ve özel günlerinizi sıcak ve samimi bir ortamda paylaşmak isterseniz, kesinlikle tavsiye edebilirim. Fiyatları gayet makul. İşletme sahibi Sevinç Hanım, güler yüzlü ve ilgili. 

Her mevsimi ayrı bir güzellikte yaşadığımız İstanbul´u, bir de buradan seyredin derim.


Sevgilerimle.

Nurcan EKİZ
Kasım´13









18 Ekim 2013 Cuma

LÜLE LÜLE


İki taş birbirine vurularak ilk aletler yontuldu, taşlardan çıkan kıvılcımla ateşler tutuşturuldu. Ateş, çamuru pişirdi çömlek oldu, cevheri eritti maden bulundu.

Duygular, korkular, inaçlar taşlarla anlatıldı, tarih önce taşlara kazındı.

Bilim dünyasında, mürekkep balığının ''sepio'' adı verilen kemiğine benzetilerek  ''sepiolit'' adıyla tanımlanan Lületaşı;

Eskişehir civarında, yerin 380 metreye kadar muhtelif derinliklerinde, başkalaşım katmanları içinde yumrular halinde bulunur.


Magnezyum hidro silikat bileşiminde  alkali bir kil minerali. 

İşlenmesi kolay, beyaz renkli, gözenekli bir mineral. Umumiyetle pipo, sigara ağızlığı, tesbih, biblo ve süs eşyası imalinde kullanılıyor.

Lületaşının ilk defa bulunup tanınması da, geleneksel söylenceler arasında ''Köstebek Efsanesi'' olarak aktarılıyor;


Yer uzak, gün sıcak, çok zaman evveli
Yola koyulmuş yörenin bir yiğidi
Öğleyin gölgede katık ekmek yerken
Köstebek bir taş çıkarmış derinlerden
Kar beyaz kadın teni kadar yumuşak
Okşar gibi çakıyla yontmuş pür merak
Taş elinden fırlayıp önünde durmuş
Deniz köpüğünden güzek bir kız olmuş
Mahsun gözleri buğulu sesi kırgın
''Ah !'' demiş, ''yiğidim bana nasıl kıydın?''
Hiç beklemeden taşa dönmüş yeniden
Süzülüp gitmiş köstebek deliğinden
Deliye dönmüş o anda delikanlı
Tutuşmuş yüreğinde kızın hayali
Başlamış yeri elleriyle eşmeye
Kaçan sevdanın ardından yetişmeye
Yol bekleyenleri habersiz kaygılı
Günlerce aranmış garip delikanlı
Cansız bulunmuş bir daracık kuyuda
Bir toprak aktaş sımsıkı avucunda.


Lületaşı uysaldır, kolay işlenir, ama fazladan bir bıçak dokunuşu bile, tüm işlemeyi boşa çıkarabilir. 

Ne eksik ne fazla, hayal ettiğini aynen taşa aktarabilen usta, ancak ustasıyla yetişirmiş.


Bir iş seyehati sırasında yolumun düştüğü Eskişehir'de, ''By Pipo'' adlı dükkanda rastladım bu güzel eserlere. 


Lületaşı hakkında beni bilgilendiren, bu şahane eserlerin fotoğraflarını çekmeme izin veren ve mekanın içerisinde  keyifli bir yolculuk yaptıran sanat ustası Emre Mangaltepe'ye teşekkür ediyorum. 


Sevgilerimle.


Nurcan EKİZ

Ekim'13

30 Eylül 2013 Pazartesi

BURSA DA TAV'LANDIM !




  
  
Bugün keyifsiz ve iştahsız bir gün yaşamaktaydım. 

 Ruh halimi yuzseksen derece değiştiren, beni kendime getirmekle kalmayıp, gözlerimi yuvalarından fırlatıp, eşsiz bir görselin tam ortasına atan,
'' Rüyadayım! Hayır, Cennetteyim!  Hayal ettiğim ve hayalimin gerçek olduğu bir bahçedeyim. Kayboldum, eridim, bittim.'' Dedirten,
Bu cennet mekandan içeri doğru ilerlerken,
Beni; birbirinden güzel  çiçekler, beyaz ferforjelerden yapılmış kamelyalar ve gökyüzünün karanlığını aydınlatan, küçük beyaz mum görüntülü avizeler karşıladı.
Etraftan  gözümü alamıyorum. Şaşkın bir ifadeyle  bahçeyi seyre dalıyorum. Tam o sırada, Şef Garson Osman Bey'in masama getirdiği, o leziz ara sıcaklara mı başlayayım ? Yoksa, bu büyülü bahçeyi seyretmeye mi devam edeyim? Bilemedim.
  
Derken, bahçede gözüme çarpan en güzel detaylardan birine  takılı kalıyorum. İçeride,  bir kaç noktaya yayılmış,
  kulübeleri andıran, camlarla kaplı, envai çeşitte kuşun yer aldığı, devasal  kafeslere.  
Yuvalarında asılı olan iplere konan, birbirini öpen, sallanan ve ötüşen bu sevimli kuşlar beni kendilerine hayran bıraktılar.

Siparişimin gelmesiyle birlikte , bu eşsiz güzelliklerden gözümü alıp, burnuma gelen mis gibi et kokusuna odaklıyorum.
Buranın spesiyali olan, lokum tadındaki saç kavurmayı afiyetle, lavaşa bandıra bandıra yemeğe başlıyorum. Bu müthiş tadı noktalandırdıktan sonra üzerine tatlı olarak ikram edilen;

El yapımı baklava, bol fıstıklı  irmik helvası ve  dondurmayı yiyorum.  Yanında  da çay içiyorum.  Finali ise dibek kahvesi  ile yapıyorum.
    
Fiyatlarının uygunluğu ve yüksek hizmet kalitesiyle, işte budur! Dedirten, beş duyuma  hitap eden,
lezzetime lezzet katan, ''Bursa Tavacı Recep Usta ya' on mumara beş yıldız'' diyorum.
  
 Sevgilerimle.
Nurcan EKİZ
Eylül'13




18 Eylül 2013 Çarşamba

DEĞİRMEN İKİ TAŞTAN, MUHABBET İKİ BAŞTAN



Ruhun kendisinden lezzet  duyduğu şeye meyletmesidir muhabbet. Muhabbet aslında sevgiliye duyulan aşkın, coşkunun bir ifadesidir. Bundan dolayı insani bir özellik arz eder.


Ruhun sohbetten tatmini arttıkça aldığı lezzette artar. Bir şeyler öğrendiğimiz, aynı tatları aldığımız, hiç bitmesini istemediğimiz, hatta daha fazlası olsa diyebileceğimiz, sonrasın da aklımıza düşüp, hala zihnimizi meşgul eden biriyle, tadından yenmeyen bir muhabbete düşebiliriz.


Bazen konuşmak muhabbetin zehri de olabilir. Sadece dertten ve tasadan oluşan bir konuşma ruhların esas tasası da olabilir. Dertler anlatıla anlatıla eksilmez, çoğalır. Hatta karşımızdakini sıkabilir de. 


Hangi ruh dinlenebilir şikayetler yumağında ? Sanırsın ki dünya dertlerden ibaret.  Bir süre sonra da  bu  tür kişilerle bir araya gelmeyi bile  istemeyiz.

Bazen suskunluk da büyük bir konuşmadır. Seslerin yetmediği ya da anlatmak istediklerimize yetmeyeceğine inandığımız anlarda. 


O sessizlik anlarında duyduğumuz başka sesler vardır. Rüzgarın uğultusu, yanımızdakinin nefesi, yağmurun sesi.. Bırakalım dinsin öfkemiz sessizliğin serinleten gölgesinde. Tek kelime etmeyin, illa ki bir ses arıyorsanız bir müzik açın radyoda. Ama o da sözsüz olsun.


Oysaki  bahsini açabileceğimiz bir dolu konu vardır bu hayatta;
Yolda gördüğümüz  bir ağaç, etkilendiğimiz bir kitap ya da film, güzel bir hatıra.. 


Dinginlik muhabbettir oysa, muhabbettin diliyse bambaşkadır.


Bu koca dünyada, kalplerin aradığı tek şey, şöyle durup dinlenebileceği serin bir gölgeliktir. Bir limana sığınmaktır. Soğuk havada içimizi ısıtan tarçınlı bir salep gibi.


Kelimeleri hak ettiği gibi kullanmayı öğrendiğimizde başlarız sohbete.  İşte o zaman ''muhabbet doyulmaz bir pınar olur.'' 


Sevgilerimle,
Nurcan EKİZ
EYÜL'13